Otomotiv sektörünün önündeki en büyük ajanda öncelikle “küresel” olmak

DİTAŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve İcra Kurulu Başkanı Selim Baybaş

Türkiye otomotiv sanayinin en önemli kuruluşlarından biri olarak rotbaşı, rotil, rotkolu, salıncak kolu, çeki kolu, stabilizatör kolu ve V çeki kolu gibi araç alt yapı parçaları konusunda öncülük eden Ditaş, raylı sistemleri, tarım makineleri ve savunma sanayi gibi farklı alanlara da yatırımlar yapmayı sürdürüyor. Ditaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Murahhas Üyesi Selim Baybaş, gerçekleştirdiğimiz röportajda sektördeki tecrübelerini bizimle paylaşarak yurt içi ve dışındaki yenileme pazarından ve otomotivdeki önemli gelişmelerden bahsetti.

Türk otomotiv sanayinin en önemli yedek parçacılarından biri Ditaş, son dönemdeki faaliyetleri nelerdir? Genel olarak şirketin durumunu değerlendirebilir misiniz?

Ditaş, 1970’lerin başında gurbetçilerin ortak hareketleri ve yatırımları ile kurulan ve çalışmalarına başlayan bir şirket. İlk olarak bisiklet parçaları üreterek işe başlıyor ve ardından otomotiv sektörüne giriş yapıyor. Doğan Grup bünyesine de 1990’larda giriş yapıyor. Ditaş, kurulduğu günden bu yana otomotiv sektöründeki bütün şirketler için en önemli tedarikçilerden biri olmuş durumda. Geçen zaman içerisinde şirket giderek büyüdü ve farklı üretimler de yaparak yeni alanlara giriş yaptı. 2016 yılından sonra yeni bir yapılanmaya da girerek büyüme kararı alındı. Hem yeni yatırımlar hem de farklı alanlara giriş yapılarak yeni bir yol haritası çizildi. Bugüne kadar sadece otomotiv ana sanayine ve yenileme pazarına üretim yapan şirket, dağıtım alanını genişleterek güçlenmeyi, sanayi ve müşteri altyapısını çeşitlendirip güçlendirmeyi hedefledi. Dağıtım tarafındaki gücünü artırmak ve coğrafi olarak güçlenmek için Rusya’da 2.000 metrekare bir lojistik merkezi açıldı. Ayrıca Amerika’daki faaliyetleri ve oradaki ihracatı güçlendirmek amacı ile New Jersey’de Ditaş LLC Şirketi’ni açarak devam ettik. Almanya ve Fransa’ya da bir hedefimiz var gelecek dönemde. Farklı yatırımlara devam edilecek.

Ditaş olarak Ar-Ge konusunda önemli çalışmalar yürütüyorsunuz. Şirketin bu alandaki yaklaşımı ve genel olarak yaptığı çalışmalar nelerdir?

Sanayi açısından baktığınızda tasarım kabiliyetinizi ve Ar-Ge çalışmalarınız olmazsa olmazlar arasında. Biz de bu alandaki çalışmalarımızla 2018 yılının başında Sanayi Bakanlığı tarafından onaylı bir Ar-Ge merkezi olduk. Şu an 41 tane mühendis ve teknik personel Niğde’de Ar-Ge merkezimizde çalışıyor. Bu kişilerin önemli bir kısmı okullarını en iyi dereceler ile bitirerek bölgedeki üniversitelerden geliyor. Bölgede bulunan üniversitelerden makine, mekatronik, elektronik gibi alanlardan, 3. sınıftan en iyi öğrencileri istedik. Genel bir değerlendirmeden geçirerek daha okulda okumalarına rağmen işe aldık. Buradan elde edeceğimiz bilgi birikimi bize yeni sektörlere girmek için bir ivme ve güç kazandıracak. Ana hedefimiz otomotiv ancak temel olarak 4 ana sektör / alan üzerinden hareket ediyoruz.

Şirket olarak ticari araç, binek araç ve yenileme pazarında önemli paylara sahipsiniz. Öne çıktığınız ve Ditaş’ın amiral gemisi diyebileceğiniz alan hangisidir?

Otomotiv en güçlü olduğumuz alan. Burada ticari araçlar öne çıkıyor. %80 ticari, %20 binek araç diyebiliriz. Farklı projelerle bu alanlarda büyümeye ve gelişmeye devam ediyoruz. Bunlar dışında raylı sistemler, tarım makineleri ve savunma / havacılık sanayi büyümek istediğimiz diğer alanlar.

Tarım tarafı aslında bizim çok güçlü olmadığımız ama güçlü olmayı hedeflediğimiz bir alan. Bunun dışında otomobil üzerine raylı sistemi kurduk. Bu alanda birçok iş birliğimiz ve çalışmamız var.

Bunlara ek olarak havacılık ve savunma sanayini çok önemsiyoruz. Savunma sanayinde Türkiye’de üretilmiş olan taktik, tekerlekli araçların tümünü bizi ilgilendiriyor. Parça grubunda tedarikçiler arasındayız. Farklı projelere parça tedariği sağlıyoruz.

Bunlara bir de yatırımı eklemek gerekiyor. Donanımlarımız olarak ve fabrikanın kabiliyetleri açısından otomasyon ve robotlaşma noktasında oldukça ilerledik. Bunlar bizim üretim faaliyetlerimizi ve kalitemizi çok olumlu etkiliyor. Sürdürülebilir kaliteyi sağlamamızda büyük etken. Fabrikalarımız sürekli büyüyor.

Yenileme pazarından genel olarak bahseder misiniz? Otomotivin içerisinde ne kadar bir pay alıyor?

Ditaş olarak bizim işimizin %40’ı yurt içi, %60’ı ihracat. İhracatımızı artırma yolunda da hızla ilerliyoruz. %40-45’i OEM, 55-60’ı da yenileme pazarı olacak. Bu açıdan yenileme pazarını yadsımak mümkün değil. Yenileme pazarında da kalite algısıyla ön plana çıkıyoruz. Fabrikamızdan farklı kalitede ürün çıkartmak mümkün değil. Bu alanda Avrupa’da, özellikle de Amerika’da büyümek istiyoruz. Amerika operasyonu toplam ihracatımızın %27’sini oluşturuyor. Bunu sıfırdan bu seviyeye çıkardık. Müşteriye yakın olmak işi çok değiştiriyor. Yenileme pazarı bu açıdan bence otomotiv sektörünün dinamosu, sigortası. Tüm otomotiv şirketleri için geçerli bu. Bugün ana sanayiye baktığınız zaman bu yıl satış adetlerinin bu kadar düştüğünü düşünürsek, herkes yenileme pazarından para kazanma sürecine dönecek. Bu yine bir dalga, biz bu dalgaları 2000 yılından beri kaç kere gözlemledik. Kalite olmazsa olmazımız. Marka imajımız olmazsa olmazımız. Teknoloji olmazsa olmazımız.

Marka imajı ve itibarından bahsettiniz. Bu alanlarda marka olarak nasıl bir yaklaşımınız var?

Ditaş olarak Turquality programının bir üyesiyiz. Bugün markanız yoksa hiçbir şey olamazsınız. Sizin o piyasada müşterilerinizin nezdinde oluşturduğunuz imajınız, duruşunuz, sergilediğiniz hareketler, verdiğiniz mesajlar, içiniz ve dışınız arasındaki tutarlılık çok önemli. Bu açıdan marka olarak biz güveniliriz, güvenilir bir iş ortağınızız diyoruz. Bizim mottomuz bu. Küresel mobilite ve otomotiv endüstrisinin teknolojik çözüm ortağıyız diyoruz ve bunu olmak için elimizden gelen ne ise onu yapıyoruz. Marka fuarlarda olmak değil, marka kurumsal iletişim yapmak değil, onun çok ötesinde bir şey. Markalama, süreçlerinizde sizin tutarlılığınızı gösteren bir şey.

Otomotiv sektörünün gündemi her gün değişiyor. Sizce nasıl bir süreç bizi bekliyor?

Ditaş’ın yönü elektrikli araçların emisyonu, ağırlığı, otonom araçların, otonom ticari araçların gündemde olduğu bir vizyon. Biz asla nasıl daha ucuz nasıl üretirim ya da daha kalitesiz üretirim, yenileme pazarını nasıl kandırırım diye düşünmüyoruz. Bizim ajandamız ileriye bakmak, teknolojiyi geliştirmek, tasarım kabiliyetini arttırmak. Üretim otomasyon kabiliyetini arttırmak ve küreselleşmek. Çünkü bizim işimizi yapanlar artık küresel. Bulunduğunuz koltuktan tüm dünyayı yönetmeniz mümkün mü? İşte o yüzden de yerel iş birlikleri yapmak durumundayız. Bundan sonra Türk tedarik sanayinin bence en önemli konusu bu olmalı. Aile şirketi ya da holding olmanız, ne kadar büyük ya da küçük olduğunu fark etmez. 2000’li yılların başındaki atölyeler bugün devasa şirketlere dönüştü. Ancak şimdi, bundan sonra ne olacak diye düşünmemiz gerekiyor. Burada tekstil sektörünün düştüğü hataya düşmemek lazım. Kürselleşmeli, birleşmeli, kontrollü olmalı, teknolojiyi ve tasarımı yaratmalı. Bilginin bu kadar hızlı geliştiği bir ortamda, çok çok kolay olan bir şey değil bunlar.

Yatırım yaparak büyümek istediğiniz alanları nasıl belirliyorsunuz? Büyüme stratejileriniz nasıl şekilleniyor?

Her yıl genel trendleri ve stratejilerimizi belirlediğiz bir Strateji Çalıştayı yapıyoruz. Tüm danışmanlarımızla birlikte. 2016’da savunma konusu vardı gündemimizde. Bu yıl da IDEF Savunma Fuarı’na katıldık. Geçen yıl katılsaydık bu kadar aktif olmadığımız için hedefimize ulaşamayabilirdik. Sektördeki trendleri çok yakından takip ediyoruz.

İkinci olarak yetkinliklerimize bakıyoruz. Bu fabrikanın yetkinlikleri nelerdir, neredeyiz ve nereye doğru evriliyoruz? Büyüme alanlarını bu şekilde belirliyoruz. Ne olursa olsun hiçbir ülkeye ezberden girmiyoruz. Çünkü bizim kalitemizi talep etmeyecekse, bizim talebimizi vermeyecekse, orijinali desteklemeyecekse asla girmiyoruz. Büyüyüp, kar elde etmeyeceğimiz hiçbir alan gündemimize girmiyor.

Farklı lokasyonlarda üretim, Ar-Ge ve test çalışmaları yapıyorsunuz. Bu tesislerden genel olarak bahseder misiniz?

Bizim merkezimiz Niğde. Yatırımlarımızı da bu bölgeye yapmayı tercih ediyoruz. Bu bölgede bir altyapımız ve bilgi birikimimiz var. Yörenin insanları ve bölgenin çocukları ile çalışmayı istiyoruz. Bölgenin en yetenekli çocuklarını almaya, bulmaya çalışıyoruz.

İkinci olarak müşteriye yakın olmak stratejisine paralel şekilde Rusya, Almanya, Fransa ve Amerika ve yakında zamanda başka farklı ülkelerde olmaya çalışıyoruz. Müşterinin sesini almak başka bir şey, bilgi birikimi ve tecrübelerini konsantre etmek başka bir şey. Müşterinin sesini duymayı da çok çok önemsiyoruz.

Üretim kapasitesi olarak da süregelen bir yatırım planımız var, buna devam ediyoruz. Otomasyon ve robotlaşma önemli. Artık eskisi gibi fabrika büyüklükleri metrekareler cinsinden tanımlanmıyor. Bu doğru bir metrik değil. Fabrikalar bundan sonra ne kadar otomasyon, metrekarede ne kadar çok üretim yapabilir oldukları ile ölçülecekler. O yüzden biz de burada katma değere ya da daha doğrusu niteliğe bakıyoruz. Niceliklerden çıkılması gerektiğini düşünüyoruz. Niteliğe girilmesi gerektiğini inanıyoruz. O açıdan da bu kalitesel yatırım, nitelik yatırımı hız kesmeden devam ediyor.

Gündemdeki çok konuşulan otomotiv sektöründeki endüstri 4.0, yapay zeka, inovatif segmenti gibi bir takım yaklaşımlar ile ilgili sizin yaklaşımlarınız nasıl?

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin yaptığı İnovasyon Yarışması’nda inovasyon kaynaklarının etkin kullanımı alanında 1286 işletme arasında ilk 5’e girdik ve ödülümüzü aldık. Yarışma yenilikçiliği, inovasyonu, dijitali işletmenizde nasıl kullandığınızı sorgulayan bir yapıydı. Önceki yıl yarı finale kalmıştık, geçen yıl finale kaldık, bu yıl da finalist olduk. Endüstri 4.0, dijital veya verinin kullanılması, bunun sonucu olarak da öngörü analizi yapmak, yapabilmek çok önemli. Bunların hepsi aslında bir sepet, bir kutu. Bunları birbirinden ayrıştırmak mümkün değil. İşletme olarak ne kadar öngörü kabiliyetine sahipsiniz, ne kadar adaptesiniz, fabrika anlamında, müşteri ile olan ilişkiniz anlamında buna bakmanız gerekiyor. O açıdan endüstri 4.0 bir marka ismi. Endüstri 4.0, otomasyonu, insana ihtiyaç duymayacak şekilde üretim maliyetlerini minimize ettiği bir kavram ve üretimin tekrardan ortalama birim işçilik maliyetinin çok yüksek olduğu ülkelere geri dönmesini sağlayacak olan bir araç. Şimdi bu noktada bizi büyük bir tehdit bekliyor. Çünkü biz işçilik maliyeti düşük olmakla, kaliteli, iyi fiyatlı olmakla ve tedarik süresi kısa olmakla rekabet avantajı sağlamış bir ülkeyiz. Şimdi bunlardan en önemlisi olan işçilik maliyetinin düşüklüğü konusunu sistemden çıkartırsanız o zaman rakibiniz Çek Cumhuriyeti, Polonya, Macaristan, Almanya, Fransa ile aranızda bir fark kalmamış olur. O açıdan da bugün artık aslında çok kritik bir dönemin başlangıcındayız. Türkiye tedarik sanayi bence varlık yokluk savaşının başında şu an. Eğer eski kafalar ile devam edersek tekstil sektörünün yaşadığı o çalkantılı dönemi biz de yaşarız. Şimdi üretim maliyetinin en düşük olduğu yere gidiyoruz. Nasıl ki yıllarca Çin’e gitti. dönüyor, bariyerler artıyor. Ülke bariyerleri yükseliyor.

Bizim önümüzdeki en büyük ajanda öncelikle küresel olmak zorundayız. Küresel lisan, küresel endüstri lisanını konuşabilir olmamız gerekir. Küresel şirketleri yönetebilir kültüre sahip olmamız gerekir. Hangi Türk dev, artık devleşmiş Türkiye’den sanayi üreticisi sanayi şirketi, hangi yabancı sanayi şirketini satın alıp yönetiyor?

Otomotiv sektörü kabuk değiştirmeye devam ediyor. Otonom ve elektrikli araçlar yakın gelecekte sektörü baştan aşağı değiştirecek. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim parça grubunu otonom araçlar çok etkilemiyor. Biz biraz daha şase grubunda olduğumuz için çok fazla etkilenmiyoruz. Şu anlık gözüken bu. Ama emisyon olduğu için tabi hafiflemek lazım, hepimizin büyük sorunu daha hafif olmak zorundayız. Daha kompozit malzemeler kullanmak zorundayız. Bunlar zaten bizim olmazsa olmaz ajandamızda yer alıyor. Eskiden motor otomobilin kalbi deniliyordu. Onun etrafında dolanıyorduk sektör olarak hep. Bu noktada konsolidasyon var. Dünyada bu alanda devler oluşuyor. Hep bir motor etrafında toplanıyor. Kamyonda en iyi motor sizde ise en iyi kamyon sizde oluyor. En tasarruflu motor sizde ise yine en iyi kamyon sizde oluyor. Yani şase yapmak çok zor işler değil. Ve bu bir birikim yaratıyor, teknoloji birikimi oluşturuyor. Sonra bir anda iş değişiyor. Elektrifikasyon geliyor. Şu anda dünyada 200’den fazla tane elektrikli araç üreticisi var. Tekrardan özüne dönüyor. Üreticiler oluşuyor. Garajda elektrikli araç üretiyorlar. Normal otomobil üretmek isteseydi motor alması lazımdı. Şimdi elektrik, motoru aracın kalbi olmaktan çıkardı.

Elektrikli araçlarda önemli olan yazılımdır. Çok büyük bir dönüşümden bahsediyoruz. Artık böyle bir dünyada bizi bambaşka şeyler bekliyor. Sektör radikal bir değişik yaşıyor.

Sizce Türkiye hazır mı buna?

Hazır. Ben yerli otomotiv, otomobil projesinden çok umutluyum. Bence doğru zaman, doğru alan, doğru dönem. Umarım çok başarılı olur. Biz de bu dönem mutlaka içinde olmak istiyoruz, olacağız da. Dünya ile eş zamanlı bunu başarabiliriz. Dönemsel anlamda o dönemdeyiz.

Ditaş’ın en çok ihracat yaptığı ülkeler

  • Almanya
  • ABD
  • İtalya
  • Belçika
  • İngiltere

 

Ditaş tamamı güvenlik ile ilgili direksiyon ve süspansiyon sistem parçaları üretiyor

 Otomotiv

  • Raylı Sistemler
  • Tarım Endüstrisi
  • Havacılık ve Savunma